• badekilinc

Güneşli Gümüş Renkli Balıklarla Gelen

O sana gelir.

Sen Ona gidemezsin, Onu alamazsın, Ona eremezsin.

Tek yapabileceğin o an geldiğinde, kalbinin açık olması, içinin boş olması için hazırlanmaktır.

O geldiğinde, gelenin içine sığabilecek, akabilecek alanın olabilmesi için pratik etmektir.

Duyarlılığını genişletmelisin.

O geliverdiğinde kapına usulca ve narince; öyle sessiz olmalısın ki, öyle incelmiş-saflaşmış olmalı ki algın-duyuların-sezgin, Onun varlığını duyumsayabilesin, fark edebilesin.

Aynı anda güçlü olmalısın.

Gönül kapısını açmak, açık tutabilmek güç, cesaret, esneklik, genişlik, zariflik ve yumuşaklık ister. Yumuşaklık çok çok güç ister. Açık olan gönül kapısından kırılganlıkların, alınganlıkların, terk edilişlerin, terk edişlerin, aldanmaların, aldatışların, yalanların, maskelerin, ah kalbine rağmen maskelerin, yaraların, kayıpların, hüznün, yasın, öfken, kıskançlığın, korkuların, kederin, yarım kalmışlıkların, tam gülecekken susuvermişliğin, ağlayacakken içine kaçıveren-içine saklanan göz yaşların…giriverir. Gelenleri alabilmek, buyur edebilmek, gelenlerin gözlerine açıkça bakabilmek, baktığının senden olduğunu kabul edebilmek, yüzlerini sana gösterenleri-seslerini sana sunanları kucaklayabilmek…çok güç ister. Elinden geleni yapabilirsin güçlenmek için, kapını fırtınalara da açık tutabilmek için, yine de O gelirse gelir. Sen sadece orada o an mevcut olabilirsin, bilemezsin O geldiğinde sana, senin eşiğinden sana adım atacak mı? Şu an burada mevcut olma çalışmaların seni Ona hazırlar. Sadece nazik bir dikkatle burada bu an, canlı-uyanık-farkında olma çalışmaları yapabilirsin. Elinden daha fazlası gelmez gelemez ki.

Ne Onun gelişini planlayabilir ne de geldiği zaman senin ne yapacağını hesaplayabilirsin. Sadece uyanık kalmayı pratik edebilirsin nezaketle.

Belki sen tüm hayatını buna hazırlıkla geçirirsin, kendini Ona ulaşmak için hedeflere kilitlersin, ömrün pratikle geçer; güçlenmek, hassaslaşmak, boş olmak, dopdolu tam olmak, farkında olmak, berraklaşmak, dinginleşmek, kapıyı açık tutabilecek-zamanı geldiğinde açıp geleni buyur edecek uyanıklıkta olmak…O yine de kapından girmeyebilir, eşiğinden adım atmayabilir. Hiçbir şey yapamazsın. Üzülme. Her şey seninle ilgili değil. O sana gelir, sen Onu getiremezsin.

Sen o an için, Onunla kucaklaşmayı beklediğin an için çalışırken, saflığını tam da bu çalışman yüzünden karartabilirsin, dikkat et. An farkındalığını, gelecekti o anın planıyla, beklentin içinde debelenirken kaybedebilirsin. Uyanık ol, ne yapıyorsun-nereden kaynağı eylemlerin-neredesin…O hep andayken-buradayken, sen neredesin? Uyanık ol zarifçe.

Onun geldiği an, tam da bu anda mevcut olma, bu anı farkındalıkla yaşayabilme kapasiteni-kaliteni ister.

Sen naif bir tutkuyla, sevgiyle, kararlılıkla, kabulle ve masum bir kalple, güven ve teslimiyetle yoluna devam et. Elinden geldiğince, her an yeniden şekillenen-seninle şekillenen-sen yürüdükçe belirginleşen-sen olan yolunda devam et. Başka bir şey gelmez ki elden cancağızım.

O sana gelir

Sen Ona gidemezsin.

O seni içine alır,

Zaten kendinde olanı kendine katar.

O sana geldiğinde, sen sadece uyanık olabilirsin,

Kendinin kendine geldiğine.

Kendini kendine buyur ettiğine.

Hep eşiğinde bekleyenin kendin olduğuna.

O sana geliverir,

Ve sen hiçbir şey yapamazsın.

Çoktan geçip gitmiş bir sonbahar sabahı, Çanakkale’nin bir köyünde deniz kenarında oturuyordum. Sabah çok çok erken. Uzaktan, küçük balıkçı teknesinin tortor sesi geliyor. Hafif serin taze bir sabah. Öylece denize bakıyordum. Dalmıştım ama dalgın değildim. Denizin üzerinden yükselen, havada güneşin dokunuşuyla gümüş renkli simler gibi parlayan ve yarım bir daire çizerek tekrar denize karışan bir ışık seli belirdi. Nefesim kesildi. Ah bir sürü halinde gümüş renkli minicik balıkların dansıydı şahit olduğum. Yanıp sönen yıldızlar gibiydiler, sabahın kimsesizliğinde bir daha bir daha bir daha deniz üzerinden yükselip tekrar denize dalmaya-ışıklar saçmaya devam ettiler. Sanki o an, bir mucizeye şahit oluyordum. Ve birden bitti. Tekrar görmek için ayağa kalktım, denizi taradım telaşla, kaçırmayayım onları diye. Sağa sola koşturdum biraz, denizin içine girdim dizlerime kadar. Yoklardı. Bir kere daha, lütfen bir kere daha diye içimden haykırdım. Gelmediler, görünmediler. Kaybolmuşlardı. İçime bir şey akıtıp, bir tohum atıp, bir iz bırakıp kaybolmuşlardı.

O sana gelir

Sen Ona gidemezsin.

Bana o sabah gelmişti,

Güneş eşliğinde gümüş renkli balıklarla.

Belki yine gelir, belli mi olur?

Ama bu beni ilgilendirmiyor artık. O bilir.

Geldiğinde fark edecek duyarlılığım, temiz gözlerim-kulaklarım-gönlüm olsun.

Geldiğinde O, kendimi içine bırakacak gücüm, güvenim, saflığım, masumiyetim, teslimiyetim olsun, niyetim.

Belki size de gelir bir gün, küçük gümüş renkli, güneşli balıklarla bana o sabah geliveren. Belli mi olur? Belki size zaten hep geliyordur, bilmiyorum ki. Geliyorlarsa yazın bana e mi?

‘Zihin hareketsiz, sakin, çözüm aramayan, cevap aramayan, ne karşı koyan ne de görmezden gelen olduğunda sonsuz, zamansız, ölçülemeyen Gerçeği algılayabilir. Ona gidemezsiniz, o size gelir; gerçektir özgürleştiren, özgür olmak için harcadığınız çaba değil. Hareketsiz kalın. Hayatın akmasına izin verin.’

-RAMESH S.BALSEKAR, Let life Flow-



19 görüntüleme