• badekilinc

ARZULAR ŞELALE

Arzularımız var. Arzularımız için de adaklarımız; hepimizin, arzularımızın gerçekleşmesini sağladığına inandığımız, totemleri ve yöntemleri var. Arzularımız gerçekleşmeyince yaşadığımız hüsranlar, gerçekleşirse de bunları kaybetmemek için yaşadığımız kaygılar var, bolca. Ya da gerçekleşen isteklerin yerini anında dolduran yeni beklentilerimiz, umutlarımız, arzularımız… Sonu gelmez bir döngüyle o arzu senin bu arzu benim, bitmek bilmez gayret ve çabalarla kendimizden ve andan kopuşlarımız, kaçışlarımız var.

Arzuladığına bak: Arzuladığın şey ile kendinde olan bir özellikten kaçmak, kurtulmak istiyor olabilir misin? Dikkatini arzuna erişme çabandan, arzulamana sebep olan zihin yapına çevir. Arzun gerçekleşmesinin sende eksik olan bir şeyi tamamlayacağını mı düşünüyorsun?

Hayatında tastamam olmadığına inandığın şey ne? Bu tamamlık duygusuna ermeni engelleyen “eksikliğe” olan tahammülsüzlüğünü izleyebilir misin? Arzunun peçesi, kurtulmak istediğin hangi gerçeğini saklıyor? Arzuladıkların gerçekleştiğinde olacağın sen ile şimdiki sen arasında soluksuzca süren mücadele hangisi? İsteklerin gerçekleşince kim olacağını sanıyorsun? Ben şu an eksik hissettiğin yanını merak ediyorum. Onu tanıyor musun, benimle tanıştırabilir misin? Kim o?

İçinde savrulup gittiğinde arzu seni kendinden, bu andan, var olma halinden uzaklaştırıyor. Bunun yerine, arzunu gözlemleyerek yeniden varlığınla bağ kurabilirsin belki. Arzunu da rehberlerine ekleyip, yaşamın içine akabilirsin belki; ne dersin?

Arzuları bırakmak için mücadele et; onları yok say demiyorum sana. Zaten yok edemezsin ki. Belki bastırmaya çalışırsın ama yok edemezsin hatta daha da güçlendirirsin. Arzunla karşılaş, ona bak, araştır. Arzunla yüz yüze gelmeden, onunla temas kurmadan onun ötesine geçemezsin -kaldı ki bahsettiğim de ötesine geçme gayreti değil-.

Arzu varsa vardır. Derinliklerinden, beyninin kıvrımlarından, bilincinin alt katmanlarından, geçmiş koşullanmalarının kuyularından fışkırır. Onunla tanış, el sıkış, arzunun tenini, dokusunu hisset, ona karşı açık ol ve netleşmeye başlayan algılarınla, saflaşmaya başlayan anlayışınla içinden geç onun. Gerçek mi arzun? Coşkuyla, gürül gürül mü yükseliyor arzun en dipten en yukarıya, hücrelerine nüfuz ederken? Düşünceler, fikirler yerine tanımsız, seni sarmalayan bir hal mi arzu olarak dışa vuran? Belki de isteklerine ulaştığında sahip olacağın yeni bir kişilik, yeni bir hayat inancın var; seni yoran, kupkuru düşüncelerin var. Bilemem; peki, sen biliyor musun? İstediğin şey, sana dair neyi besleyip güçlendirecek? Arzuladığın şey sadece ego duvarın için inşaat malzemesi olmasın sakın. İhtiyaçlarının farkında mısın? Peki, ya varlığının? Bir an için durup, sessizce ve içtenlikle dinleyebilir misin cevapları?Gerçekleşmesini istediklerinin listesini hazırlamayı bırakabilir misin bir an için? Şu anki haline, yaşamı karşılama biçimine, yaşananları kabul edebilme-edememe durumuna kulak verebilir misin? Arzuların gerçekleşebilir, koşulların değişebilir ama bu halin ve tavrın değişmediği sürece tüm isteklerin yerine gelse bile hiç bir şeyin değişmeyeceğini kavrayabilirsin belki. İsteme, durmadan talep etme durmadan yeni bir şeyler arzulama huyun ve bu halin arkasındaki zihinsel durum devam ettikçe, gerçekleşen isteklerin de sana huzur ve mutluluk veremeyecek ne yazık ki dostum.

Belirlediğin isteklerin henüz gerçekleşmeden şimdiki anını yaşayabilir misin? Olması gerektiğini düşündüğün ve olursa iyi olacağına inandığın gibi değil de olduğu(n) gibi. Şu an neyin eksik olabilir ki hayatta? Her şey tastamam işte. Yanlış yok, hata yok, sende bir sorun yok, düzelecek bir şey yok.  Varoluş var capcanlı, olduğu gibi mükemmel, zihninin planlayamayacağı kadar şahane bir uyum, düzen. Belki durup bakarsan tam şimdi içine, arzulamadan daha her hangi bir şeyi, biraz alan ve zaman açarsan şu an olduğun gibi olabilme haline, belki o vakit gelir varlığın sesi kulaklarına: “Her şey olduğu gibi tamam, sen olduğun gibi tamsın, tam da olman gerektiği gibisin.”

Arzularının farkında olabilirsin belki ama onlardan saklanamazsın, onları saklayamazsın. Aksi takdirde arzu geçilmez bir duvar olur önünde; seni hapseder; arzunu kurtuluşun sanırken bir bakarsın ki onun tutsağı olmuşsun. Onu her görmezden gelişinde kılık değiştirir, farklı maskelerle yaşamının değişik evrelerinde karşına dikilir. Arzu bu, boru mu? Arzuna ulaşsan da ulaşmasan da, o isteme halinin esiri oluverirsin, o hal ile halleşmediğin sürece güzel arkadaşım hiç kusura bakma.

Yeni seçimlerde bulunma “özgürlüğünle” değil, şu an olanı içine alabilme kapasitenle ve bu halinden yayılan özgürlükle ilgileniyorum.

Evet, belki her güçlü istediğin uygun tekniklerle gerçekleşiyor. Bunu gerçekleştirme gücüne olan inancınla değil, içine bu isteği verenle ilgileniyorum. İstediklerini gerçekleştirebilirsin de, o isteği içine yerleştiremezsin ya, işte ben bunun kaynağıyla ilgileniyorum.

İsteklerinin gerçekleşmesi değil beni sana çeken, ben şimdi kalbinin nasıl attığıyla, içinde olanlar ve bunlara verdiğin cevaplarla ilgileniyorum.

Hayallerinin gerçek olması değil seni dinlerkenki heyecanımın sebebi; şu an içinde bulunan özlemlerin, ihtiyaçların, yaraların, sevinçlerin, hüzünlerin, öfkelerin, hazların, kırgınlıkların ve coşkun… İçinde akan sonsuz nehrin hareketleri, bu hareketlerle senin hareketlerinin uyumu, sevişmesi ve senin buna şahitlik etmen beni heyecanlandırıyor.

Düşüncelerinin, geleceğe dair kurgularının ne kadar pozitif ya da negatif olduğu değil, tüm bunların ötesinde, ikiliksiz anlayışın verdiği tomurcukların, sende patlamaya başlaması kanımı kaynatıyor. Ne kadar “pozitif” olduğun ve düşündüğün değil -ki böyle olmaya çabaladıkça o kaçmak istediğin negatiflikle sarmalanmandan hiç bahsetmeyeceğim- düşüncenin değişik hallerine açıkça tanık olmaya, araştırmaya olan hevesin, uygulaman beni heyecanlandırıyor.

Arzular aracılığıyla saflığına, olduğun haline bağlanma adımların beni coşturuyor, meraklandırıyor ve cezp ediyor.

Arzuların gerçekleştiğinde veya günün birinde kim olabileceğin, neler yapabileceğin, yaşamını nasıl değiştirebileceğin beni ilgilendirmiyor. Şu an akanla olan ilişkinin samimiyeti, şu an olana verdiğin cevapların saflığı, değiştirme çabasından anlayışa-kabule doğru kalbinde yanan küçük kıvılcımlar beni çok ama çok ilgilendiriyor. Tüm bunlar beni âşık ediyor, aşkla yaşama bağlıyor.

Evet, arzuluyoruz, hem de çok arzuluyoruz, o kadar arzuluyoruz ki yaşamayı, mutlu olmayı, bolluğu bereketi, sevilmeyi, sevmeyi, huzuru, neşeyi...arzulamaktan fırsat bulamıyoruz bu anın içinde mevcut olan tüm bu arzuladığımız halleri ve ötesini içinde barındıran lezzetleri tatmaya. Anın, varoluşun miski amber kokuları, yarın, öbür gün değil işte tam şimdi buradayken ve onu fark edip şimdi koklayamazken, arzularımız gerçekleşince hangi güzelliğe kavuşacağımızı sanıyoruz cancağızım? O an, hayalini kurduğumuz an, o güzel geldiğinde o güzeli nasıl tanıyacağız ve nasıl kucaklayacağız tatlım söyler misin bana Allah aşkına?


Arzular şelale hep bir uzakta, hep bir yarında, hep bir zorlu tırmanışlardan sonra varılabilecek bilinmez bir dağın bir ucunda, arzuladıkladıklarıma erince ulaşacağımı sandığım tamlık, tastamamlık burada, şu anda...dilimin ucunda, avuçlarımda, kalbimin ovasında, düşünceler arasında düşünce olmayan alanda

... aldığım nefeste, verdiğim nefeste ve ikisi arasındaki boşlukta.





6 görüntüleme